| 1 |
| bear | f.taşıf.kaldırf.götürf.çekf.katlanf.dayanf.dişini sıkf.tahammül etf.hazmetf.sineye çekf.doğurf.meyve verf.ürün verf.üstlenf.akılda tutf.(duygu) gütf.(duygu) besle | - f. taşı
- f. kaldır
- f. götür
- f. çek
- f. katlan
- f. dayan
- f. dişini sık
- f. tahammül et
- f. hazmet
- f. sineye çek
- f. doğur
- f. meyve ver
- f. ürün ver
- f. üstlen
- f. akılda tut
- f. (duygu) güt
- f. (duygu) besle
|
|
| 2 |
| bear | i.ayıi.(borsa yatırımcısı) kötümser | - i. ayı
- i. (borsa yatırımcısı) kötümser
|
|
| 3 |
| bear up | f.dayanf.dayanıklı olf.desteklef.yardım et | - f. dayan
- f. dayanıklı ol
- f. destekle
- f. yardım et
|
|
| 4 |
| bear out | f.doğrulaf.destekle | |
|
|
| 5 |
|
| 6 |
| bear down | f.gayret etf.çaba harcaf.çok etkilef.sıkıştırf.bastırf.(on ile) hızla yaklaş | - f. gayret et
- f. çaba harca
- f. çok etkile
- f. sıkıştır
- f. bastır
- f. (on ile) hızla yaklaş
|
|
| 7 |
| bear with | f.sabretf.sabır gösterf.katlan | - f. sabret
- f. sabır göster
- f. katlan
|
|
| 8 |
| bear fruit | f.meyve verf.sonuç ver | - f. meyve ver
- f. sonuç ver
|
|
| 9 |
| bear malice | f.kin beslef.kin duy | |
|
|
| 10 |
| bear witness | f.şahitlik etf.tanıklık etf.kanıtlaf.delili olf.kanıtı olf.delalet ol | - f. şahitlik et
- f. tanıklık et
- f. kanıtla
- f. delili ol
- f. kanıtı ol
- f. delalet ol
|
|
| 11 |
| bear children | f.çocuklar doğurf.çocuk doğur | - f. çocuklar doğur
- f. çocuk doğur
|
|
| 12 |
| bear watching | f.izlenmesi gerek | |
|
|
| 13 |
| bear testimony | f.tanıklık etf.şahitlik et | - f. tanıklık et
- f. şahitlik et
|
|
| 14 |
| to bear | f.taşımakf.kaldırmakf.götürmekf.çekmekf.katlanmakf.dayanmakf.dişini sıkmakf.tahammül etmekf.hazmetmekf.sineye çekmekf.doğurmakf.meyve vermekf.ürün vermekf.üstlenmekf.akılda tutmakf.(duygu) gütmekf.(duygu) beslemek | - f. taşımak
- f. kaldırmak
- f. götürmek
- f. çekmek
- f. katlanmak
- f. dayanmak
- f. dişini sıkmak
- f. tahammül etmek
- f. hazmetmek
- f. sineye çekmek
- f. doğurmak
- f. meyve vermek
- f. ürün vermek
- f. üstlenmek
- f. akılda tutmak
- f. (duygu) gütmek
- f. (duygu) beslemek
|
|
| 15 |
|
| 16 |
|
| 17 |
|
| 18 |
| koala bear | i.koala(gri renkli, keseli, küçük bir ayıya benzeyen Avustralya hayvanı) | - i. koala
- (gri renkli, keseli, küçük bir ayıya benzeyen Avustralya hayvanı)
|
|
| 19 |
|
| 20 |
| teddy bear | i.oyuncak ayıi.pelüş ayı | - i. oyuncak ayı
- i. pelüş ayı
|
|
| 21 |
| Kodiak bear | i.Kodiak ayısı(Alaska'nın güneyindeki adalardaa yaşayan Kuzey Amerika boz ayısı) | - i. Kodiak ayısı
- (Alaska'nın güneyindeki adalardaa yaşayan Kuzey Amerika boz ayısı)
|
|
| 22 |
| bear attack | i.ayı saldırısı | |
|
|
| 23 |
| bear market | i.ayı piyasasıi.kötümser piyasai.(borsada) fiyatların düşmesi | - i. ayı piyasası
- i. kötümser piyasa
- i. (borsada) fiyatların düşmesi
|
|
| 24 |
| pookie bear | i.(ayı oyuncaklı çikolata) pookie bearg.(sevgi ifadesi olarak kullanılır) tatlımg.canımın içi | - i. (ayı oyuncaklı çikolata) pookie bear
- g. (sevgi ifadesi olarak kullanılır) tatlım
- g. canımın içi
|
|
| 25 |
|
| 26 |
| chenille bear | i.şönil ayıi.pelüş ayı | - i. şönil ayı
- i. pelüş ayı
|
|
| 27 |
| bear a hand | f.yardım eli uzat | |
|
|
| 28 |
| bear a loss | f.zarara katlan | |
|
|
| 29 |
| bear a child | f.çocuk doğurf.bir çocuk doğur | - f. çocuk doğur
- f. bir çocuk doğur
|
|
| 30 |
| bear down on | f.sıkıştırf.üstüne gelf.baskı yap | - f. sıkıştır
- f. üstüne gel
- f. baskı yap
|
|
| 31 |
| bear in mind | b.hatırlanacağı üzere | |
|
|
| 32 |
| bear in mind | f.akılda tutf.aklında tutf.hesaba katf.dikkate alf.unutma | - f. akılda tut
- f. aklında tut
- f. hesaba kat
- f. dikkate al
- f. unutma
|
|
| 33 |
| bear a grudge | f.kin beslef.kin duyf.kin tut | - f. kin besle
- f. kin duy
- f. kin tut
|
|
| 34 |
| grin and bear | f.gülüp sineye çekf.(bela, sıkıntı vb.) güler yüzle karşılaf.sabırla katlan | - f. gülüp sineye çek
- f. (bela, sıkıntı vb. ) güler yüzle karşıla
- f. sabırla katlan
|
|
| 35 |
| bear the blame | f.suçu üzerine alf.suçu üstlen | - f. suçu üzerine al
- f. suçu üstlen
|
|
| 36 |
| bear the brunt | f.asıl yükü çekf.(zorluk, sıkıntı vb.)katlan | - f. asıl yükü çek
- f. (zorluk, sıkıntı vb. )katlan
|
|
| 37 |
| bear no relation | f.ilgisi olma | |
|
|
| 38 |
| bear false witness | f.yalancı tanıklık et | |
|
|
| 39 |
| bear no resemblance | f.hiç benzeme | |
|
|
| 40 |
| bear the consequences | f.sonuçlara katlanf.sonuçlarına katlan | - f. sonuçlara katlan
- f. sonuçlarına katlan
|
|
| 41 |
| bear no responsibility | f.sorumlusu olma | |
|
|
| 42 |
| to bear up | f.dayanmakf.dayanıklı olmakf.desteklemekf.yardım etmek | - f. dayanmak
- f. dayanıklı olmak
- f. desteklemek
- f. yardım etmek
|
|
| 43 |
| to bear out | f.doğrulamakf.desteklemek | - f. doğrulamak
- f. desteklemek
|
|
| 44 |
| to bear arms | f.silah taşımak | |
|
|
| 45 |
| to bear down | f.gayret etmekf.çaba harcamakf.çok etkilemekf.sıkıştırmakf.bastırmakf.(on ile) hızla yaklaşmak | - f. gayret etmek
- f. çaba harcamak
- f. çok etkilemek
- f. sıkıştırmak
- f. bastırmak
- f. (on ile) hızla yaklaşmak
|
|
| 46 |
| to bear with | f.sabretmekf.sabır göstermekf.katlanmak | - f. sabretmek
- f. sabır göstermek
- f. katlanmak
|
|
| 47 |
| a hungry bear | i.aç bir ayıi.aç ayı | |
|
|
| 48 |
| to bear fruit | f.meyve vermekf.sonuç vermek | - f. meyve vermek
- f. sonuç vermek
|
|
| 49 |
| to bear malice | f.kin beslemekf.kin duymak | - f. kin beslemek
- f. kin duymak
|
|
| 50 |
| to bear witness | f.şahitlik etmekf.tanıklık etmekf.kanıtlamakf.delili olmakf.kanıtı olmakf.delalet olmak | - f. şahitlik etmek
- f. tanıklık etmek
- f. kanıtlamak
- f. delili olmak
- f. kanıtı olmak
- f. delalet olmak
|
|
| 51 |
| to bear children | f.çocuklar doğurmakf.çocuk doğurmak | - f. çocuklar doğurmak
- f. çocuk doğurmak
|
|
| 52 |
| to bear watching | f.izlenmesi gerekmek | |
|
|
| 53 |
| to bear testimony | f.tanıklık etmekf.şahitlik etmek | - f. tanıklık etmek
- f. şahitlik etmek
|
|
| 54 |
| bear down on me | f.beni sıkıştırf.benim üzerime gelf.bana baskı yap | - f. beni sıkıştır
- f. benim üzerime gel
- f. bana baskı yap
|
|
| 55 |
| grin and bear it | f.gülüp sineye çekf.bunu gülümseyerek karşılaf.sabredip katlan | - f. gülüp sineye çek
- f. bunu gülümseyerek karşıla
- f. sabredip katlan
|
|
| 56 |
| bear that in mind | f.akılda tut | |
|
|
| 57 |
| bear the blame for | f.suçunu üstüne alf.suçunu üstlen | - f. suçunu üstüne al
- f. suçunu üstlen
|
|
| 58 |
| bear the whole brunt | f.bütün yükü çek | |
|
|
| 59 |
| to bear a hand | f.yardım eli uzatmak | |
|
|
| 60 |
| to bear a loss | f.zarara katlanmak | |
|
|
| 61 |
| to bear a child | f.çocuk doğurmakf.bir çocuk doğurmak | - f. çocuk doğurmak
- f. bir çocuk doğurmak
|
|
| 62 |
| to bear down on | f.sıkıştırmakf.üstüne gelmekf.baskı yapmak | - f. sıkıştırmak
- f. üstüne gelmek
- f. baskı yapmak
|
|
| 63 |
| to bear in mind | f.akılda tutmakf.aklında tutmakf.hesaba katmakf.dikkate almakf.unutmamak | - f. akılda tutmak
- f. aklında tutmak
- f. hesaba katmak
- f. dikkate almak
- f. unutmamak
|
|
| 64 |
| my cross to bear | i.başımın belası(katlanmam gereken sorumluluk, sıkıntı, dert anlamında) | - i. başımın belası
- (katlanmam gereken sorumluluk, sıkıntı, dert anlamında)
|
|
| 65 |
| to bear a grudge | f.kin beslemekf.kin duymakf.kin tutmak | - f. kin beslemek
- f. kin duymak
- f. kin tutmak
|
|
| 66 |
| to grin and bear | f.gülüp sineye çekmekf.(bela, sıkıntı vb.) güler yüzle karşılamakf.sabırla katlanmak | - f. gülüp sineye çekmek
- f. (bela, sıkıntı vb. ) güler yüzle karşılamak
- f. sabırla katlanmak
|
|
| 67 |
| too much to bear | e.dayanılamayacak kadar çok fazlae.katlanılamayacak kadar çok fazla | - e. dayanılamayacak kadar çok fazla
- e. katlanılamayacak kadar çok fazla
|
|
| 68 |
| to bear the blame | f.suçu üzerine almakf.suçu üstlenmek | - f. suçu üzerine almak
- f. suçu üstlenmek
|
|
| 69 |
| to bear the brunt | f.asıl yükü çekmekf.(zorluk, sıkıntı vb.) katlanmak | - f. asıl yükü çekmek
- f. (zorluk, sıkıntı vb. ) katlanmak
|
|
| 70 |
| like a hungry bear | e.aç bir ayı gibi | |
|
|
| 71 |
| to bear no relation | f.ilgisi olmamak | |
|
|
| 72 |
| to bear false witness | f.yalancı tanıklık etmek | - f. yalancı tanıklık etmek
|
|
| 73 |
| to bear no resemblance | f.hiç benzememek | |
|
|
| 74 |
| to bear the consequences | f.sonuçlara katlanmakf.sonuçlarına katlanmak | - f. sonuçlara katlanmak
- f. sonuçlarına katlanmak
|
|
| 75 |
| to bear no responsibility | f.sorumlusu olmamak | |
|
|
| 76 |
| bear a striking resemblance to | f.-e bire bir benzef.-e tıpatıp benze | - f. -e bire bir benze
- f. -e tıpatıp benze
|
|
| 77 |
| to bear down on me | f.beni sıkıştırmakf.benim üzerime gelmekf.bana baskı yapmak | - f. beni sıkıştırmak
- f. benim üzerime gelmek
- f. bana baskı yapmak
|
|
| 78 |
| as strong as a bear | e.ayı kadar güçlüe.bir ayı kadar güçlü | - e. ayı kadar güçlü
- e. bir ayı kadar güçlü
|
|
| 79 |
| to grin and bear it | f.gülüp sineye çekmekf.bunu gülümseyerek karşılamakf.sabredip katlanmak | - f. gülüp sineye çekmek
- f. bunu gülümseyerek karşılamak
- f. sabredip katlanmak
|
|
| 80 |
| to bear that in mind | f.akılda tutmak | |
|
|
| 81 |
| to bear the blame for | f.suçunu üstüne almakf.suçunu üstlenmek | - f. suçunu üstüne almak
- f. suçunu üstlenmek
|
|
| 82 |
| to bear the whole brunt | f.bütün yükü çekmek | |
|
|
| 83 |
| have a heavy cross to bear | f.bir sürü sıkıntısı olf.bir sürü derdi ol | - f. bir sürü sıkıntısı ol
- f. bir sürü derdi ol
|
|
| 84 |
| I can't bear to think of | b.düşünmeye dayanamamb.düşünmeye dayanamıyorumb.düşünmeye tahammül edemiyorum | - b. düşünmeye dayanamam
- b. düşünmeye dayanamıyorum
- b. düşünmeye tahammül edemiyorum
|
|
| 85 |
| I couldn't bear the thought of | b.düşüncesine dayanamıyorumb.düşüncesine tahammül edemiyorum | - b. düşüncesine dayanamıyorum
- b. düşüncesine tahammül edemiyorum
|
|
| 86 |
| I can't bear the thought of .... | b.düşüncesine bile katlanamam | - b. düşüncesine bile katlanamam
|
|
| 87 |
| to bear a striking resemblance to | f.-e bire bir benzemekf.-e tıpatıp benzemek | - f. -e bire bir benzemek
- f. -e tıpatıp benzemek
|
|
| 88 |
| like a bear with a sore head | e.küplere binmişe.öfkesi burnundae.çok sinirlie.aksiliği üstünde | - e. küplere binmiş
- e. öfkesi burnunda
- e. çok sinirli
- e. aksiliği üstünde
|
|
| 89 |
| to have a heavy cross to bear | f.bir sürü sıkıntısı olmakf.bir sürü derdi olmak | - f. bir sürü sıkıntısı olmak
- f. bir sürü derdi olmak
|
|
| 90 |
| I can not bear the thought of ..... | b.-in düşüncesine bile katlanamamb.-in düşüncesine bile katlanamıyorum | - b. -in düşüncesine bile katlanamam
- b. -in düşüncesine bile katlanamıyorum
|
|
|